BİLGİSAYARLI EĞİTİM ÇAĞI Yardımseverlerin tüm Türkiye'deki il, ilçe ve köy okullarında ne tür ihtiyaçların olduğunu aratabildiği Eğitime %100 Destek Web sitesine bakıldığında, bilgisayar laboratuvarı ve bilgisayar ihtiyaçlarının önemli bir yer tuttuğu görülüyor. 90'lı yıllarda bilgisayarların hayatın her alanına girerken, eğitim bunun dışında kalmıyordu. Eğitime büyük kaynak ayıran ve eğitim için teknolojiden yararlanan ülkeler gelişmişlik sürecinde daha ileriye giderken, artık eğitimin geleneksel araçlarla yapılamayacağı anlaşılmıştı. Türkiye'de zorunlu eğitim 1997'de 8 yıla çıkarılırken bilgisayar destekli eğitim projeleri de gündeme geldi. Dünya Bankası kredisiyle 1998'de başlatılan Temel Eğitim Projesinde bilgisayar destekli eğitim büyük yer tutuyordu ancak, 1999 Marmara depreminin bu bölgedeki okullarda doğurduğu ihtiyaçlar, projenin değiştirilmesine neden oldu. Projenin tüm hedefleri tutturulamasa da, kırsal kesimde ilköğretim veren yaklaşık 3,000 okulda bilgisayar laboratuarları kuruldu, eğitim personeline bilgisayar eğitimi verildi. 2002'de projenin 2. fazı için yeni bir kredi onaylanmakla birlikte, ne yazık ki Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik şartlar dolayısıyla bu faz ertelendi. TÜM OKULLARA GENİŞ BANT İNTERNET Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2003'te CeBIT Bilişim Fuarı'nda yaptığı konuşmada Türkiye'nin bilişim vizyonu ile ilgili hedeflerinin altını çiziyor, eğitim konusunda yapılacak düzenlemelerle teknolojiyi kullanmanın yanı sıra, teknoloji üreterek bundan katma değer sağlayan bir konuma yükselmeyi hedeflediklerini ifade ediyordu. Gerçekten de 2003 yılı bitmeden önemli adımlar atılmaya başlandı. Aralık 2003'te Türk Telekom ile Türkiye'de 40 bin okula İnternet erişimini sağlayacak bir protokol imzalandı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, burada yaptığı konuşmada, tüm okulların İnternet'e ADSL teknolojisiyle bağlanması sonucu eğitim kalitesinin artacağını, projenin, eğitimde kaliteyi artırma çabasındaki hükümetin çalışmalarına da büyük katkı sağlayacağını dile getirdi. Tüm yerleşim birimlerine geniş bant İnternet altyapısını ulaştırmanın güçlüğüne ve yeni açılanlarla birlikte okul sayısı 50 bini geçmesine rağmen, 2005 Ekim ayı itibarıyla okulların %65'ine ADSL İnternet bağlantısı ulaştırılmıştı. MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Nizami Aktürk şöyle diyor: "Okulların %65'ine İnternet erişimi sağlarken, bu okullarda Türkiye'deki öğrencilerin %85'inin okuduğunu vurgulamak gerekiyor. Dolayısıyla 2005 sonunda tüm okulları İnternet'e bağlama hedefimize çok yaklaştık. ADSL ile ulaşamadığımız yerlere uydu ile ulaşmak gibi seçenekleri değerlendirerek bu hedefi tutturmayı istiyoruz. Şu anda altyapı sorunumuz yok; dolayısıyla sıkıntımız az." BİLGİSAYARSIZ OKUL KALMASIN! Yeni derslikler ve İnternet bağlantısı, altyapı ihtiyacının sadece bir bölümünü oluşturuyor. Eğitim sistemimizin asıl önemli meselelerinden birisi ise tüm okullarda bilgisayar labora-tuvarlarının oluşturulması ve öğrenci başına düşen bilgisayar sayısını arttırmaktı. Bütün okullara mutlaka en az bir bilişim teknolojisi sınıfı (bilgisayar laboratuvarları) kurarak her birine 15+1 veya 20+1 bilgisayar temin etmek gerekli görülüyordu. 2004 yılı başında Türkiye'de her 80 öğrenciye 1 bilgisayar düşüyordu. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, İngiltere'de ilköğretimde 8 öğrenciye 1, ortaöğretimde 5 öğrenciye 1 bilgisayar düşüyor. Türkiye bütçesinin yaklaşık %17'si eğitime ayrılmakla birlikte devletin sadece kendi imkanlarıyla aradaki uçurumu kısa sürede kapatması zor görünüyordu. Ayrıca okullardaki eski teknoloji bilgisayarların da yenilenmesi gerekiyordu. Bu yüzden yeni bir hamle gerekliydi. 5 Haziran 2005'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde, MEB ve Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD) tarafından "Bilgisayarsız Okul Kalmasın" sloganıyla "Bilgisayarlı Eğitime Destek Kampanyası" başlatıldı. Kampanya öncesinde, Türkiye'deki ilköğretim okullarında 130 bin, ortaöğretim okullarında 96 bin bilgisayar bulunuyordu ve toplam 10 bin bilişim teknolojisi sınıfı kurulmuştu. Kampanyanın öncelikli hedefi 2005-2006 yılında Türkiye genelinde 14 bin yeni bilgi teknolojisi sınıfı kurmak ve bunları 300 bin bilgisayar ile donatmak; genel hedefi ise eğitim kurumlarımıza 1 milyon bilgisayar kazandırmaktı. Kampanyaya para ve bilgisayar bağışında bulunmak isteyenler için ulusal bankalarda hesaplar açıldı, SMS yoluyla bağış kabul edilmesi olanağı sağlandı. Bu hesaplarda toplanan paralar karşılığında Devlet Malzeme Ofisi aracılığı ile temin edilecek bilgisayarların kalkınmada öncelikli illerden başlanarak dağıtılması, ayrıca Milli Eğitim Bakanlığına doğrudan bağışlanan bilgisayarların, toplama merkezinden okullara gönderilmesi kararlaştırıldı. Maliye Bakanlığının da desteğiyle, bağışlanmak üzere satın alınacak bilgisayarların KDV'den muaf tutulması ve bu amaçla yapılan harcamaların Kurumlar Vergisi'nden düşülmesi sağlandı. TÜBİSAD ise kampanyanın radyo, televizyon, gazete reklamlarının yapım ve yayınını üstlendi. Ayrıca www.bilgisayarliegitimedestek.org Web sitesi açılarak kampanya ile ilgili tüm detaylar siteye eklendi. Başbakan Erdoğan'ın kişisel gayretleri ve Bakanlığın çalışmalarıyla Ekim 2005 itibarıyla kampanya kapsamında 100 bin bilgisayar eğitim sistemine kazandırıldı, 32 ilin acil ihtiyacı karşılandı. Bu arada 120 bin bilgisayarın ihalesi de devlet tarafından yapılarak okullarımıza 220 bin yeni bilgisayar kazandırıldı. Böylece geçen yıl Türkiye'de 80 öğrenciye 1 bilgisayar düşerken, çok kısa sürede bu oran 55 öğrenciye 1 bilgisayar düşer hale getirildi. Kampanya devam ederken, çok yakın gelecekte 35-40 öğrenciye 1 bilgisayar düşmesi planlanıyor. MICROSOFT EĞİTİMDE İŞBİRLİĞİ PROGRAMI Okullar hızla bilgisayar ve İnternet erişimine kavuşurken, öğretmenlerin de değişen eğitim sistemine ayak uydurmaları, bilgisayar kullanıcısı haline gelmeleri ve nihayet bilgisayarı eğitimde etkili bir araç olarak nasıl kullanacaklarını öğrenmeleri gerekiyordu. 100 kişiye sadece 7 bilgisayarın düştüğü Türkiye'de, 650 bin öğretmenin bilgisayar okur-yazarı haline getirilmesi gerçekten büyük ve zorlu bir işti. Diğer yandan Microsoft 2003 yılı sonunda dünya çapında bir "Eğitimde İşbirliği" programı başlatmıştı. Microsoft'un tüm dünyada uzun vadeli bir yaklaşımla büyük bir yazılım yatırımı ve 250 milyon dolardan fazla maddi destek ayırdığı Eğitimde İşbirliği Programı sayesinde dünyadaki sayısal uçurumu azaltmak, teknolojiye erişimi olmayan öğretmen ve öğrencilerin bu imkanlardan faydalanmasını kolaylaştırmak amaçlanıyor. Mayıs 2004'te Microsoft ile MEB arasında imzalanan "MEB'e bağlı Okullarda Bilgi ve İletişim Teknolojilerini Geliştirme Protokolü" kapsamında, bu programın Türkiye'de de uygulanması kararlaştırıldı. Microsoft Genel Müdürü Çağlayan Arkan şöyle diyor: "Eğitimde İşbirliği programının amacı, öğrenci ve öğretmenlerin eğitimde bilgisayar teknolojilerini etkin olarak kullanmalarına destek olmaktır. Türkiye'de öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğrenimde gerçek potansiyellerini ortaya koymalarına yardımcı olacak bu projeler aynı zamanda, Türkiye için öngördüğümüz 'bilişimle kalkınma' vizyonunun bir parçasıdır." İmzalanan anlaşma kapsamında öğretmenlere eğitim hizmetleri, MEB Bilgiye Erişim Portalı altyapısı, Eğitim Karar Destek Sistemi, Microsoft IT Akademi ve okullara bilgisayar bağışı seferberliği gibi bir dizi projenin hayata geçirilmesi konusunda karara varıldı. Bu anlaşma çerçevesinde öncelikle öğretmenlerin uzaktan eğitimine ağırlık verildi. Microsoft çözüm ortağı İdea tarafından eğitim uzmanlarının yardımıyla, e-Öğrenimin en büyük tamamlayıcı unsuru olan LMS (Learning Management System) geliştirilmeye başlandı. 650 bin kişilik dev bir e-Öğrenim sistemi, Türkiye'de ilk kez bir kamu kurumu tarafından kullanılacak bir sistem olmasının yanı sıra, tüm dünyadan eğitim kurumlarının sonucunu merakla beklediği büyük bir proje oldu. LMS, AB onaylı temel bilgisayar eğitimi olan ECDL'i (Avrupa Bilgisayar Yetkinlik Sertifikası) kapsadığı gibi, Windows XP ve Office XP ileri ve orta düzey eğitimlerini de kapsıyor. İdea geliştirme çalışmalarını kısa sürede tamamladı; ardından MEB ve Microsoft 5 Ocak 2005'te "Öğretmen Eğitiminin" başladığını ilan etti. Ürün hazır olmasına karşın, tüm Türkiye'den öğretmenlerin internet üzerinden bağlanacağı bir sistemin altyapısının da hazır olması gerekiyordu. MEB Bilgi İşlem Dairesi'nin altyapı yenileme çalışmaları Mayıs 2005'te tamamlandı ve ilk etapta buradaki bir ana sunucu ve 5 sunucu uzaktan öğretmen eğitimi için çalışır duruma geçirildi. Bu arada MEB programa ilişkin bir uygulama kılavuzu hazırlayarak her ilde bir il koordinatörü ve okullarda öğretmenlerin bu sisteme kayıt olmalarına yardımcı olacak okul koordinatörlerini belirledi. MEB, Microsoft ve İdea çeşitli illerde eğitimcilerle toplantılar düzenleyerek hazırlıkları tamamladıktan sonra Haziran ayında ilk kayıtlar alınmaya başlandı. Öncelik, bilgisayar sınıfları açılan okullara verildi; ayrıca MEB'in notebook kampanyasından yararlanan öğretmenler de sisteme başvurdu. Yarıyıl tatili olmasına karşın, sisteme kayıt olan öğretmen sayısı hızla artarak Temmuz ayında 100 bini, Ağustos sonunda 200 bini buldu. Tüm okulları ve 650 bin öğretmeni kapsayan "Microsoft Öğretmen Eğitim Akademisi" uzaktan eğitim programında 1 Aralık itibariyle 222 bin 448 kurs açıldı, 10 bin 605 okul şu anda aktif olarak bu kurslara katılıyor, her gün bu kurslara ortalama 500 yeni öğretmen kayıt oluyor. Kasım sonu itibariyle 54 bin 151 öğretmen 95 bin 154 konuda sertifika almış bulunuyor. MEB, öğretmen eğitimi için bir diğer projeyi Intel firmasıyla birlikte yürütüyor. 2003 yılında başlayan ve sınıf eğitimiyle öğretmenleri bilgisayar okur-yazarı yapmayı hedefleyen bu proje kapsamında bugüne kadar 30 bin öğretmen eğitilirken, 2006 sonuna kadar bu rakamın 60 bine ulaşması planlanıyor. Bu çalışmalarla birlikte öğretmenler belirli aralıklarla ÖSYM'nin düzenlediği bir sınava alınacaklar. Kasım ayı itibarıyla 130 bin öğretmenin başvurduğu bu sınavın sonucu, öğretmenlerin kariyer basamaklandırmasına da katkıda bulunacak. Milli Eğitim Temel Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu'nda değişiklik yapılmasına ilişkin yasa, öğretmenlik mesleğini, adaylık döneminden sonra "öğretmen", "uzman öğretmen" ve "başöğretmen" olmak üzere üç kariyer basamağına ayırıyor. "Microsoft farklı projelerde altyüklenici olarak destek veriyor" Türkiye'de, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullardaki bilgisayarlaşma sürecine bakarsak, bundan birkaç yıl öncesine dek Türk öğrencilerinin layık olduğu düzeyde, hayal ettiğimiz kadar bir bilgisayarlaşma yoktu. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı çok büyük bir hamle içerisinde. Bir taraftan Eğitime Destek Kampanyası'yla çok ciddi büyüklüklerde bağışlar toplayarak derslik sayısını artırdılar. Bu büyük hamleyle Türkiye'deki derslik ihtiyacı neredeyse karşılanmış durumda. Bir taraftan teknolojik altyapı olarak da ADSL yatırımları da çok planlı bir şekilde gidiyor. Öte taraftan Türkiye'de devlet, kendi imkanlarıyla, Dünya Bankası kredileriyle, Avrupa Birliği ile ilgili süreçlerde bulabildiği tüm fonlarla okullarda bilgisayar laboratuvarı sayısını süratle artırmaya gayret ediyor. Bu yolda, biz de TUBİSAD ve Microsoft olarak Bakanlıkla görüşmeler yaptık. Sayın Bakanımız, projelerini bütün detayıyla bizimle paylaştı. Biz de bundan cesaret alarak katkıda bulunalım istedik. Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yaparak, MEB/TUBİSAD şemsiyesi altında büyük bir bağış kampanyası başlattık. Kampanyaya başladığımızda 71 öğrenciye bir bilgisayar düşüyordu; yıl sonuna kadar bu rakam neredeyse 40 öğrenciye bir bilgisayar olacak. Kampanya kurumsal tarafta çok başarılı oldu. Bugüne kadar yaklaşık 100 bin adet civarında bilgisayarın bağışlanması taahhüt edildi. Bildiğimiz kadarıyla 45 bin adet kadarının da siparişleri veriliyor. Ancak ilk etapta bireysel tarafta beklenen heyecanı yaratmadı. Şimdi önümüzdeki ay içinde yayınlanacak reklamlarla bunun ikinci bir fazı olacak. Bizim Microsoft olarak MEB ile aramızda bir Eğitimde İşbirliği Anlaşması bulunuyor. O kapsamda Bakanlıkla pek çok proje yürütüyoruz. Şimdiye dek çok önemli katkılar da sağladık: Öğretmenlerin eğitimi, Bilgiye Erişim Portali, Karar Destek Sistemi gibi çok büyük projeler gerçekleştirdik. Microsoft, altyüklenici olarak bu projelerde çalışıyor, Milli Eğitim Bakanlığı'na mümkün olduğu kadar kaynak aktarıp destek olmaya çalışıyoruz. Öğretmenlere yönelik dizüstü bilgisayar kampanyasındaki bilgisayarların ekonomik olmasını sağlamak için önemli bir katkıda bulunduk. Yapılmak istenilenleri, eğitimde Türkiye'yi götürmek istedikleri noktayı çok beğenip takdir ediyoruz. Biz de elimizden geldiğince, kaynaklarımızı maksimum oranda o projelere kaydırıyoruz. |  | SELİM ZAFER ELLİALTI Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı |
|
ÖĞRETMENLERE DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR KAMPANYASI Bu arada evlerde bilgisayar kullanımının iyice yaygınlaştığının bilincinde olan MEB, öğretmenlerin bilgisayar kullanıcısı olmasına yardımcı olmak için, 650 bin öğretmenin yararlanabileceği dizüstü bilgisayar ihalesini 2005 yılı başında sonuçlandırdı. Datateknik - Casper - Sentim konsorsiyumu ile Toshiba'nın kazandığı ihaleyle dileyen öğretmenlere Vakıfbank aracılığıyla % 48 ay vadeyle ve %1.6 faiz oranıyla piyasadakinin %40 ucuzuna, 866 ve 1062$'lık dizüstü bilgisayar modellerinin satışı başladı. Bu kampanyadan Kasım 2005 itibarıyla yaklaşık 85 bin öğretmen yararlandı. Milli Eğitim Bakanlığı ile Microsoft arasında 5 Mayıs 2004 tarihinde imzalanan "Eğitimde İşbirliği Programı" kapsamında oluşan imkanlardan Öğretmenlerimizin de faydalanması sağlanarak, piyasa koşullarının altında dizüstü bilgisayar ve ilgili yazılım ürünlerinin sahibi olunmasına katkıda bulunuldu. BİLGİYE ERİŞİM PORTALİ Öğretmenlere bilgisayar eğitimi işin sadece bir boyutunu oluşturuyor. Bilgisayar destekli eğitim, öğretmenlerin, yöneticilerin, öğrencilerin ve velilerin bilgiyi paylaşabilmeleri ve ihtiyaç duydukları bilgiye ulaşabilmeleri anlamını da taşıyor. MEB ile Microsoft arasında imzalanan protokol kapsamında yer alan Bilgiye Erişim Portalı bu hedefle hazırlandı. Altyapısı Microsoft tarafından kurulan Bilgiye Erişim Portalı, ilk etapta 9 ildeki 120 okulda pilot olarak uygulanmaya başlandı. Portalda öğrenci, öğretmen, müdür ve velilere yönelik, herkesin yetkili olduğu alanlara kendi şifresiyle gireceği kullanıcı servisleri bulunuyor. Veliler, kendileri ile ilgili bölüme girerek çocuklarının sınav notlarını ve öğretmenlerin öğrenci ile ilgili görüşlerini öğrenebiliyorlar. Ayrıca, çocuklarının sınav notlarının ve devam-devamsızlık durumlarının cep telefonlarına veya e-postalarına iletilmesini isteyebiliyorlar. Öğrenciler, portal üzerinden öğretmenleriyle haberleşebiliyor, diğer öğrencilerle forum oluşturup ders konularını tartışabiliyor, yazılı, sözlü ve ödev notlarını, bütünleme ve yıl sonu sınavları ve geçmişe dönük sınav notlarını görebiliyor; içeriği internette verilen dersleri takip edebiliyorlar. Öğretmenlere yönelik serviste ise derslere girecekleri okulların listesi, okulda verdiği ders ve sınıf listeleri, öğrencilerin ilgili dersteki sınav notları bulunuyor. Öğretmenler de e-içeriği bulunan derslere bu servisten ulaşabiliyor veya ders notlarını meslektaşlarıyla paylaşabiliyorlar. Okul müdürlerine yönelik serviste ise okulda ders veren öğretmenlerin isim ve branş listesi, öğretmenlerin o dönem içinde verdikleri dersler ve sınıf listeleri, öğrencilerin derslerdeki notları bulunuyor. Bilgilerin sürekli güncelleneceği portalda ayrıca, e-kütüphane, haberler, anketler ve alanla ilgili linkler de yer alıyor. Projeye dahil okullar, birbirlerine mesaj gönderebiliyorlar. Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Nizami Aktürk, son yıllarda öğrencilerin bilgisayar kullanma oranlarının arttığına işaret ederek, şunları söylüyor: "Biz istedik ki çocuk bilgisayar başında geçirdiği zamanı iyi kullanabilsin. Bu siteye girince dersleriyle ilgili çeşitli bilgilere ulaşabilecek, arkadaşlarıyla sohbet edebilecekler. Veliler çocuklarının öğretmenleriyle görüşebilecek. Velilerin okula sık sık gitmediklerini göz önünde bulun-durursak, bu yolla çocuklarının durumunu daha yakından takip edebilecekler." Bilgiye Erişim Portalı, Bakanlığın kendi eğitim portalını hazırlamak için bir deneme niteliğinde. Pilot uygulamadan çıkacak sonuçlara göre gelecek yıl Bakanlığın eğitim portalı hazırlanacak. Birçok ülkenin kendi diline çevirerek kullandığı www.skoool.ie, www.think.com ve www.globalgateway.org.uk adresli portalların da Türkçe'ye çevrilerek, söz konusu portala aktarılması planlanıyor. İlk etapta, İrlanda için hazırlanan Skool interaktif eğitim sitesi, MEB - Intel firması işbirliğinde Türkçeleştirilerek Bakanlığın kullanımına sunuldu. 8 - 16 yaş arası öğrencilere bilgisayar okur yazarlığı, problem çözümü ve ortaklaşa çalışma becerileri kazandırması hedeflenen programın matematik ve fen bölümleri hazır durumda. "Bilişim endeksinde tırmanırsak en büyük 10 ekonomi içine gireriz." TUBİSAD olarak Türkiye'de bilişimin gelişmesiyle ilgili temel taşları düzeltmeye çalışıyoruz. Bilişimin Türkiye'de gelişmesi Türk sanayisinin gelişmesinde anahtar faktör ancak Türkiye dünyanın 18. büyük ekonomisi olmakla birlikte, henüz bilişim endeksinde 50. sırada. Bilgisayar yaygınlığı dünya ortalamasının altında, yüz kişiden altı kişiye bir bilgisayar düşüyor. Dünya ortalaması ise yüz kişide on kişi. En temel sıkıntıyı her kesimde bilgisayar yaygınlığının düşük olmasında görüyoruz. Eğitim sisteminde de bilgisayar desteğini çocuklara vermediğinizde, ülke için gelişmişlikten bahsedemezsiniz. Bugün okullarda 240 bin bilgisayar var ama bu yetersiz olduğu için birçok öğrenci, okulundan bilgisayarı tanıyarak çıkamıyor. Bunun en azından bir milyon seviyesine çıkması lazım. Hükümet, bu konuda ihaleler açtı. Biliyorsunuz, geçenlerde bir tanesi tamamlandı, hatta 120 bin bilgisayarlık bir ihaleydi bu. Biz de bu durumu hızlandırmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı ile bir kampanya yapmak ve bağışlarla mevcut rakamları belli bir seviyeye getirmek istedik. Bu seneki hedefimiz, 300 bin bilgisayar. Bunu sağlaya-bilirsek, ihalelerle birlikte ilköğretim seviyesindeki öğrencilere ait bilgisayar sayısı 500 bine çıkabilecek. Bilgisayarlı Eğitime Destek kampanyası kurumları ve bireyleri hedefliyor. Kurumlar, belli okulları bilgisayara geçirebiliyorlar. Bireyler de yaptıkları bağışlarla Milli Eğitim Bakanlığı'nın Devlet Malzeme Ofisi üzerinden alacağı bilgisayarlarla okullardaki bilgisayar sayılarının artmasına katkıda bulunacaklar. 1 milyon rakamına en geç 2007 yılı sonunda ulaşmayı amaçlıyoruz. Kampanya ilk fazda özellikle kurumsal tarafta oldukça iyi gidiyor. Halktan gelecek bağışlar henüz istediğimiz noktada değil ama bunların da geliştirilmesi için çalışıyoruz; çünkü kampanyamız henüz çok yeni ve tüketicinin bunu algılaması zaman alacaktır. Bu konuda da umutluyuz ve belli rakamları yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir "Eksikler Listesi" var. Bağışlanan bilgisayarları dağıtırken o liste üzerinden ilerleniyor. Hedefimiz tüm Türkiye'deki eksikleri tamamlamak olduğu için sırayla gidiyoruz ama belli bölgeleri, belli işadamlarına vermek gibi bir hedefimiz de var. Türkiye bu konuda yapacağı çalışmalarla neler elde edebilecek? Birincisi; öğrenimlerini eğitimli olarak tamamlayacak olan gençler, bilişim sektörünün gelişmesine katkıda bulunarak, yeni ve satılabilir ürünler üretebilecekler. İkincisi; iş dünyasının verimli olması sağlanacak ve bunlardan çok daha önemli bir nokta, diğer sanayilerin bilişimle birlikte kapasiteleri ve verimlilikleri artacak. Sanayi bilişim avantajını elde ederse, bu gün 50 milyar dolar civarında olan ihracatımız, birden bire 200 milyar dolarlara rahatça çıkabilir, yani Türkiye ekonomisi açısından bilişim sektörünün kendi verimliliği bir yana, diğer endüstrilerle olan işbirliği sayesinde de ciddi değerlerin ortaya çıkması bekleniyor. Bize göre Türkiye bilişim endeksindeki ellinci sıralardan, yirminci sıralara gelmeye çalışırsa, rahatlıkla dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girecektir. |  | ORHAN GÖKSAL TUBİSAD Başkanı |
|
KARAR DESTEK SİSTEMİ Bilgisayar destekli eğitimin bir diğer bacağını, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in büyük önem verdiği Karar Destek Sistemi oluşturuyor. Kasım 2005 itibarıyla 41 ilde kullanılabilecek hale gelen Karar Destek Sistemi ile Türkiye'nin neresinde olursa olsun bir okulun ilçedeki konumu, öğrenci sayısı, merkeze uzaklığı, maddi durumu, öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, kız erkek oranları, başarı seviyesi gibi her türlü istatistiğe açık bilgiye erişilebilecek. Karar Destek Sistemi'nin kısa bir süre içinde 81 ilde yaygınlaştırılması planlanıyor. Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Nizami Aktürk şöyle diyor: "Karar Destek Sistemi'ni pilot proje kapsamında Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, Araştırma Planlama Kolu, Milli Eğitim Müsteşarlığı ve Personel Genel Müdürlüğü'nden 20 öğretmen kullandı ve bu öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda iyileştirme yapıldı. Ortak kanaatleri Karar Destek Sistemi'nin mükemmel şekilde çalıştığı yönünde." BİLİŞİM LİSELERİ Türkiye'de bilişim teknolojilerinin kullanımı hızla artarken bilişim alanında teknik personel ihtiyacı da hızla büyüyor. Bu alandaki çalışmalarını da hızlandıran MEB, 2004 yılı başında bilgisayar ve bilişim teknolojileri ağırlıklı eğitim verecek 20 okulun Anadolu Teknik Liseleri bünyesinde açılacağını duyurdu. 2004-2005 eğitim yılında Bilişim Teknolojileri Okullarının çoğu açıldı. Öte yandan Türkiye'nin ilk Bilişim Lisesi'nin Edirne'nin Keşan ilçesinde yapılmasına ilişkin protokol Eylül 2004'te Milli Eğitim Bakanı tarafından imzalandı ve bu lisenin temeli Mart 2005'te atıldı. Bilgi teknolojileri sektöründeki teknik ara eleman açığını kapamak üzere açılan bu okullardaki öğrencilere yazılım ve network altyapısı ağırlıklı eğitim veriliyor. Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Nizami Aktürk, bu liselere büyük ilgi gösterildiğini, diğer il ve ilçelerin kendilerinde de Bilişim Lisesi açılmasını talep ettiğini dile getiriyor: "Bu liseleri açarken piyasadaki paydaşlarımızın, Microsoft, Cisco, IBM, Intel gibi firmaların temsilcileriyle görüştük. Ara elemanların nasıl yetişmesi ve bu okulların ˚ nasıl olması gerektiği konusunda destek verdiler. Ardından hazırlanan müfredat Talim Terbiye Kurulu'ndan geçti. Bir anlamda piyasanın ihtiyacına cevap verecek elemanların nasıl olması gerektiğine piyasa karar verdi. Bu öğrenciler mezun olduklarında piyasanın sahip çıkacağını, bunun da iş garantisi demek olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu liselere talep patlaması olması normal." Milli Eğitim Bakanlığı, toplumun her kesiminin desteğinden ve birikiminden yararlanarak ve özellikle bilgi teknolojilerini ön plana alarak sürdürdüğü Eğitim Seferberliği, Türkiye'nin çehresini her açıdan olumlu yönde değiştirecek. Bugün iyi bir şekilde yetişecek olan öğrencilerimiz geleceğe umutla bakmamızı, Türkiye'nin dünyada hak ettiği yeri almasını sağlayacak. "Kem alat ile kemalat olmaz" Bugün dünyadaki gelişmiş ülkeleri inceledi-ğimizde o ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile eğitimde almış oldukları mesafenin birebir doğru orantılı olduğunu tespit ediyoruz. Eğitimde mesafe katetmiş olup da geri kalmış ülke yok. İlerlemek, kalkınmak için de eğitime önem vermek lazım. Eğitime önem verirken günde-mimizde en önemli mesele artık eğitimin alışık olduğumuz geleneksel araçlarla çok fazla ilerlenemeyeceği. Artık eğitimin çok ciddi bir altyapısı var ve bu olmadan çağdaş bir eğitimden söz etmek mümkün değil. Ve şu anda eğitim 10-15 yıl öncekinden 2,5 kat daha pahalı; çünkü artık eğitimin çok ciddi bir teknolojik altyapı gereksinimi var. 2004-2005 yılında konsolide bütçeden eğitime en büyük paylar ayrıldı. İl özel idare katkıları ile birlikte hükümetimiz konsolide bütçenin %17-18'ini, yani 20 milyar YTL'yi eğitime ayırıyor. Ancak bu bütçenin 20 milyona yakın öğrenciye harcanmak üzere tahsis edildiği göz önünde bulundurulduğunda, kalkınmış dünya ülkeleri ile yarışabilmemiz için yeterli olmadığı ortaya çıkıyor. Mesela Fransa konsolide bütçesinin % 8,5'unu ayırdığı zaman bu 86 milyar dolar ediyor veya Finlandiya'nın bütçesinden eğitime ayırdığı %12,7'lik pay 6.2 milyar dolar ederken bunu sadece 800.000 öğrenci için harcıyor. Atalarımız çok güzel söylemişler: "Kem alat ile kemalat olmaz." Yani eksik, aksak enstrümanla mükemmellik yakalanmaz. Uzay çağında biz artık kağnı arabası mantığıyla rakiplerimizle ya da bir parçası olma iddiasında bulunduğumuz ülkelerle yarışamayız. Bundan dolayıdır ki Milli Eğitim'de özellikle eğitim alanında büyük bir değişim ve dönüşüm yapmak zorundaydık, bu süreç başlatılmıştır. Yaptığımız tespitlere göre Milli Eğitimimizin en büyük iki problemi fiziki mekan eksikliği ve teknolojik altyapının yetersizliğidir. Altı büyük problemimizden ikisi budur. 11 Eylül 2003 tarihinde Başbakanımızın liderliğinde başlattığımız Eğitime %100 Destek Kampanyası bütün Türkiye'de yankı buldu; eğitime devlet yatırımları haricinde 2 katrilyonluk katkı sağlandı. Yapılan okullar var; onarımı yapılan okullar var; okullara hibe edilen bilgisayarlar var; binlerce metrekare bağışlanan araziler, arsalar var. Ve bu kervan devam ediyor. Devletimizin özellikleri Anayasada ifade edilirken "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir" diye ifade edilir. Ancak bizim bunun ötesinde gerçekten sosyal bir milletimiz de vardır. Biz bu sosyal millete ve iş adamlarımıza güvenerek çok daha ciddi bir eksiğimizi kapatabileceğimizi düşünerek yola çıktık. İşte "Bilgisayarlı Eğitime Destek Kampanyası" böyle bir düşünceden doğdu. Şu anda Türkiye'deki okullarımızda 250.000 civarında bilgisayar var. Okullarımızda bilgisayar laboratuarı tesis etmek açısından, %50-%60'lık bir düzeyi yakalamış bulunuyoruz. 21 Haziran'da, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde belki de Milli Eğitim Bakanlığının çıktığı en büyük bilgisayar satın alma ihalesiyle 121.000 bilgisayar aldık. Yani devlet üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Bunun ötesinde, geriye kalan ihtiyaçlarında büyük bir kampanya ile giderilmesi ve 2005 yılının sonuna kadar bilgisayar laboratuarı olmayan okulumuzun kalmaması gibi bir hedefi-miz var. Yine Telekom ile Ulaştırma Bakanlığımız ile yaptığımız protokol çerçevesinde Türkiye'deki bağımsız tüm okullarımıza hızlı sistem ADSL bağlantısı yapmak için kolları sıvadık şu anda yarıyı geçmiş bulunmaktayız. Bitirdiğimiz zaman Türkiye'deki 44.000 okulumuza ADSL bağlantısı kurmuş olacağız. Gelecek sene bütün Türkiye'de uygulamaya girecek olan yeni müfredat programımız mutlak surette bilgisayarlı destek gerektiriyor. Yani yeni müfredat bilgisayarla desteklenmezse istediğimiz hedeflere ulaşmamız gecikebilir. Bu açıdan okullarımızı mutlak surette bu teknoloji nimetinden yarar-landırmak zorundayız. İşte Bilgisayarlı Eğitime Destek Kampanyası bunun içindir. Sayın Başbakanımızın himayesinde başlatılan bu kampanya dolayısıyla partnerimiz, sosyal ortağımız, paydaşımız konumunda olan TUBİSAD'a teşekkür ediyorum. Gerek Microsoft gerek Intel gibi uluslar arası firmalar, Türkiye'deki birçok bilgisayar firması öğretmen-lerimizin yüzyüze eğitiminde veya sanal ortamdaki eğitiminde ve bilişim teknolojisini çocuklarımıza, gençlerimize, okullarımıza taşı-mada bize çok büyük desteklerde bulunuyorlar. Hepsinin desteği için ayrıca teşekkür ediyorum. Bu kampanyanın başarıya ulaşması, arzu ettiğimiz sonucun elde edilmesi için hepimizin gayreti gereklidir. Ben bu gayretin bütün dostlarımızdan, bütün sosyal ortaklarımızdan, iş adamlarımızdan geleceğine inanıyorum. |  | DOÇ. DR. HÜSEYİN ÇELİK Milli Eğitim Bakanı |
|
Yenilikçi Öğretmenler İş Başında Yenilikçi Öğretmenler Programı, 2002'de Microsoft tarafından ABD ve Kanada'da başlatılıp daha sonra Avrupa'daki ülkelerde uygulanan bir proje. Bu program, heyecan sahibi, teknolojiyi de kullanarak okullarındaki değişime liderlik edebilen, yenilikçi anlayışı okullarına yayabilen, kafasında eğitimle ilgili projeleri olan öğretmenlerin yönlendirilmesini içeriyor. Benzer bir program Türkiye'de Microsoft Türkiye ile QOMER / K-B Eğitim Danışmanlık'ın işbirliğiyle Eylül 2005'te gerçekleştirildi ve devlet okullarında görev yapmakta olan 16 öğretmen bu çalışmaya katıldı. Eğitimde kalite ve nitelik iyileştirme alanında faaliyet gösteren çeşitli uluslararası kuruluşların üyesi ve Kalite Okulları Merkezi'nin Türkiye temsilcisi olan QOMER'in kurucu başkanı Dr. Hayal Köksal, 2005 yılı başında Londra'da bir Değişim Yönetimi Çalışmasına, ardından Budapeşte'de bir Bilişim ve İletişim Teknolojileri (ICT) eğitimine katıldığını söylüyor: "Bu, çeşitli ülkelerden Yenilikçi Öğretmenler Programı'na katılacak kişilerin yönlendirildiği bir programdı. Daha sonra Mayıs ayında Stockholm'deki Yenilikçi Öğretmenler Forumu'na gittim. Bu süreçte, Türkiye'deki öğretmenlerin yenilikçi öğretmen olarak nasıl yetiştirileceği konusunda çalışmalar yaptım. Microsoft'la bu noktada bir araya geldik ve Haziran ayında 650 öğretmenin katılımıyla Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Kalite Okulları Merkezi tarafından Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen bir kongrede Yenilikçi Öğretmenler Programı'nı tanıttık. Bilişim teknolojilerini ne kadar kullandıklarını, böyle bir proje başlatırsak içinde yer alıp almayacaklarını sorduk. Tamamen gönüllülerden oluşan 16 kişilik bir grup oluşturduk. Haziran başındaki eğitim ve arkasından Eylül ayında yaptığımız 32 saatlik yoğun bir çalışmayla öğretmenlere değişime liderlik etmeleri ve teknolojik koşullar elverdiğince bunu sınıflarına uygulamaları konusunda yol gösterici olmaya çalıştık." Dr. Hayal Köksal, her ilden katılımcılarla bu programı Microsoft ile birlikte Türkiye çapında genişletmeyi planladıklarını söylüyor. "Programın hedefi hem müfredata destek vermek, hem de projeleri olup bunu ulusal ve uluslararası platformlarda paylaşıp geliştirecek, küresel dünyanın gidişatında ulusal varlığını da gösterebilecek, 'bu işin içinde biz de varız' diyebilecek öğretmenler yetiştirmek." 16 Yenilikçi Öğretmenden biri olan Emre Tutaşer, Ortaköy Hayat İlköğretim Okulu'nda İngilizce Öğretmeni. "İngilizce dersini öğretmek, diğer dersleri öğretmekten çok daha farklı" diyor. "Farklı bir kültürün, farklı olan dilini öğretmeye çalışıyorsunuz; İngilizce öğretmenleri de hep farklıdır, farklı olmak durumundadır. Bir zaman geldi, o farklılık yetmedi; derslerin daha zevkli geçmesi gerekiyordu. Ama ne yapmam lazımdı, tam olarak bilemiyordum. Yenilikçi Öğretmenler Programıyla artık ne yapmam gerektiğini daha iyi biliyorum. Yenilikçi öğretmen dendiğinde, akla önce bilgisayarı, internet'i kullanabilen öğretmen geliyor ama tam öyle değil. Ben bu programa katılmadan önce de bilgisayarı, internet'i zaten iyi kullanıyordum. Fakat bu programla bütün bu bilgileri derste nasıl kullanabileceğimi öğrendim. Müdürümden bilgisayar sınıfını derslerimde kullanmak için izin aldım. Bu şekilde çocukları daha iyi motive edebiliyoruz ve daha istekliler. Şimdi benden önce bilgisayar odasının kapısına diziliyorlar. Ellerinde hazırlayacakları projeyle ilgili dokümanları var, sözlüklerini yanlarına almışlar." Programa katılan öğretmenler, gelecekte bilişim teknolojilerini ve kaynaklarını kullanarak öğrencilerine nasıl yardımcı olacaklarını örneklemek amacıyla, Kahramanlar ve Liderler, Pazarlama, Gazetemiz/Bültenimiz ve Kariyer Planlaması konularında birbirinden bağımsız dört projeyi kendi içlerinde ele almış. Emre Tutaşer "Daha çok nasıl proje hazırlayacağımızı ve çocukları nasıl yönlendireceğimizi öğrenmemiz, görmemiz için seçilmiş örneklerdi bunlar" diyor. "Başka proje konuları da seçilebilir ama amacımız nasıl proje hazırlanacağını daha iyi öğrenmekti." 
Dr. Hayal Köksal bu çalışmalardan kendilerinin de çok şey öğrendiğini, bu bilgiler ışığında yenilikçi öğretmenler için meslektaşlarını nasıl yönlendirebileceklerine dair bir "peer coaching" eğitimi planladıklarını belirtiyor. Ayrıca öğretmenlerin liderlerinden destek alabilmeleri için, müdürlere ve teknolojiyi kullanan öğretmenlere nasıl destek vereceklerini içeren bir seminer programı düşünüyor. Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi Matematik öğretmeni Hatice Bal ise Dr. Hayal Köksal ile, Microsoft ve Kalite Okulları Merkezi tarafından öğrenciler için düzenlenen "Bilişimci Martılar" projesinde tanıştığını ve ardından Yenilikçi Öğretmenler programına dahil olduğunu söylüyor: "Okulumuzda sekiz kişilik bir grup oluşturduk ve "Matematiği neden öğrenemiyoruz?" konulu bir proje belirledik. Toplumda en çok tartışılan sorulardan biri matematiğin zor bir ders olup olmadığıdır. Bu soruyu proje kapsamında ele alarak neler öğrenebileceğimizi ortaya koymaya çalıştık. Orada bizim en büyük kazancımız, öğrencilerle beraber proje hazırlığı yaparken, proje adımlarını çok iyi kavramak oldu. Sekiz kişilik ekipte, öğrencilerin dayanışma içerisinde bir şeyi nasıl başarabildiklerini gördük. Öğrencilerimiz internet'ten bilgi toplamayı, araştırma yapmayı, araştırdıkları konu üzerinde yorum yapıp sonuçlar çıkartabilmeyi, soruları ankete dönüştürüp anket değerlendirmeyi öğrendi. O kadar çok şey öğrenmişler ki Boğaziçi Üniversitesi'nde sunumları yaparken, onları masalarında yalnız bıraktık. Gelenlerle söyleşiye girip sorulara cevap veriyorlardı. O tanıtım esnasında, gerçekten emeğimize değdiğini gördüm." Hatice Bal, Anadolu Liselerine ortaokulda LGS'ye hazırlanarak gelen, matematiği zaten seven öğrencilerin girdiğini, onlara matematiği farklı bir bakış açısıyla öğretmezseniz dersten soğuduklarını belirtiyor: "Diğer yandan çoktan seçmeli testlere alışmışlar, soruyu havada yakalıyorlar ama yoruma dayalı sorularda zorlanıyorlar. Bu yüzden yönteminiz farklı olmalı. 'Bu yöntem ne olmalı?' diye düşünürken Yenilikçi Öğretmenler programına başladık. Şimdi öğrencilerin sıkılma noktasına geldiklerini hissettiğimde onları bilgisayar odasına indiriyorum. Bilgisayar ve internet zaten hobileri. Bir ödev verdiğinizde araştırarak, PowerPoint sunumlarına aktararak hazırlıyor ve sunuyorlar. Bu sırada bilgi kendiliğinden yerleşiyor." Hatice Bal, Yenilikçi Öğretmenler Programına katılırken bilgisayar kullanmayı bilmiyormuş: "Bu yüzden çalışmaları ikili gruplarla yaptık; yabancı dil ve bilgisayar kullanmayı bilen bir arkadaşımız mutlaka yanımızda oldu. Örneğin, gazete çalışmasında Çiğdem Hanım'la beraberdik. Fikir ikimize de ait ama teknolojiyi kullanırken arkadaşım bana çok destek verdi. Ancak projeyi birlikte, işbirliğine dayalı bir şekilde gerçekleştirdik." Dr. Hayal Köksal şöyle devam ediyor: "Amaçlardan biri, sorunu tespit edip üzerine gidebilen gençler yetiştirmek. Yenilikçi öğretmenler, bu çalışmanın içerisinde sorununun parçası değil, çözümün parçası olmayı öğretiyor. Örneğin öğretmen, çocuklarımız kaza geçirmesin diye buraya bir üst geçit yaptırmak istiyoruz, çocuklarımızla bunu bir bilişim projesi haline getireceğiz diyor. Sınıf içinde de bir sorun olduğunda da bunu böyle çözebilmeyi amaçlıyoruz ama hep teknolojinin desteği alarak." 50. Yıl Süheyla Artam İlkokulu İngilizce öğretmeni Çiğdem İskent ise yedi yıldır öğretmenlik yapıyor ve sürekli kişisel gelişim arayışında olduğunu söylüyor. "İlk üç yıl mesleğe adapte olurken yeni şeyler öğrendim ancak ardından oluşan güven ve rahatlık ortamında kendimi yenileyemediğini fark ettim. Her şeyi gözü kapalı yapmaya başlamak ve bunun sağladığı rahatlık önce hoşunuza gidiyor ancak bu bir süre sonra sizi köreltiyor. Bir arayış içindeydim ve ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. O sırada okula Yenilikçi Öğretmenler Programıyla ilgili bir yazı geldi ama gönüllü katılım isteniyordu. Seve seve katıldım. Branşım İngilizce ama yeni müfredat programı aslında ilköğretim ilk beş sınıfı kapsıyor. Önümüzdeki yıl İngilizce programının da değişmesi beklentimiz var, çünkü son derece gramer ağırlıklı gidiyor. Çünkü hem öğrencilerimizi İngilizce konuşur hale getiremediğimizden şikayetler var hem de elimizdeki müfredatla biz çaresiz kalıyoruz. Benim bilgisayar okur yazarlığım vardı ama daha etkin olmayı, etkin araştırma yapmayı, ölçme/değerlendirme yapmayı öğrendim. Bunları ilk defa gördüm ve mesleki açıdan bana gerçekten de ciddi şeyler kattı." Yenilikçi öğretmenlerin bu çalışmada üstlendiği bazı projeler özellikle uzmanı olmadıkları konularda, araştırmayı ve yaratıcılığı teknoloji yardımıyla geliştirmek üzere seçilmiş: "Pazarlama Projesi, benim en zorlandığım projelerden birisiydi, çünkü pazarlama ve ticaret konularında gerçekten hiçbir fikrim yoktu ve başta ne yapacağımı bilmiyordum. Sonra ürünler yarattık, ambalajlarını hazırladık, fiyat analizleri yaptık, resimlerini ve sunumlarını hazırladık. Ulaşabileceğimiz pek çok bilgi arasında seçim yapmayı, bilgiyi akıl süzgecinden geçirmeyi öğrendik. Hem ortaya güzel şeyler çıktı, hem eğlendik. Sonra düşündük ki çocuklarımızla bunları yaparken, onlar da hem araştırıp hem de eğlenecekler." Bazı projeler öğretmenlerin branşlarıyla ilgili olmasa da, bu projeleri kendi branşlarına nasıl uygulayacaklarını düşünmelerine neden olmuş. Hatice Bal, "Örneğin Kahramanlar ve Liderler projesinde bunun örneğini gördük. Matematikte de liderlerimiz, buluş yapan bilim adamlarımız var. Matematiğin tarihçesini bilmeden matematiği verdiğiniz zaman bir şeyler havada kalıyor. Bir teorem matematikte o kişinin ismiyle anılıyor ama kim, ne zaman, neden bulmuş, nasıl ortaya çıkmış? Aynı matematikçinin fizikte de çalışmaları var. O zaman fizikle matematiğin ilgisi nedir? Bu gibi sorularla, çocuğu bilimi bir bütün olarak tanımaya yönlendiriyorsunuz." Bu projede Cahit Arf, Oktay Sinanoğlu gibi bilim adamlarımız araştırılmış. Emre Tutaşer matematiğe bugüne dek hiç ısınamamış bir İngilizce öğretmeni olarak Cahit Arf araştırmasını üstlendiğini ve büyük keyif aldığını belirtiyor: "İngilizce, matematik, sosyal bilgiler dersini herkes sevmiyor. Ancak eminim ki çocuklarımızı bu şekilde çalışmaya ittiğiniz zaman bu işten zevk alacaklar." Yenilikçi öğretmenlerin programa katıldıktan sonraki ilk işleri kendi okullarındaki arkadaşlarını bilgilendirmek olmuş. Çiğdem İskent, "Hepsi çok heyecanlandı ve öğrendiklerimi paylaşmak istedi. Tabii önyargıları da yok etmemiz gerekiyor: Aslolan kara tahta ve tebeşirdir düşüncesinden vazgeçmek istemeyen arkadaşlarımız var. Bu yaşla değil, insanın kendi düşüncesiyle ilgili. Evet, gerçekten bizim şartlarımızda karatahta ve tebeşirsiz ders anlatılamıyor ama bir geçiş yaşıyoruz ve değişime gerçekten ayak uydurmamız gerekiyor. Geçişi en sağlıklı, en verimli hale getirmek de bizim işimiz." Çiğdem İskent, projede birlikte çalıştığı Hatice Bal'ı örnek gösteriyor: "Hatice Öğretmen benim idolüm; 25 yıllık öğretmen ama yeniliklere inanılmaz açık. Uzun yıllar köylerde, mezralarda çalışarak gelen öğretmen arkadaşlarım var. Saygım sonsuz ama 30-35 yıldan sonra bir şeyleri iteleyerek yaptıramıyorsunuz ve o zaman üzülüyorsunuz; çünkü çocuklar o kadar dolu geliyor ki bu kadar dolu bir nesle yeniliklere direnen bir anlayışla hitap etmek çok zor. O zaman öğretmen-öğrenci ilişkisindeki saygı da zedeleniyor. Bence bu da çok önemli bir sorun." Dr. Hayal Köksal, Ankara ve İzmir'den başlayarak bu çalışmayı genişletmeyi ve her şehirden dört öğretmenin katılımıyla ilk etapta 325 öğretmene yaymayı planladıklarını, yenilikçi öğretmenlerin ateşleyiciliği ve teknolojinin olanaklarıyla bu heyecanın en uzak köylere bile yayılabileceğine inandıklarını söylüyor. Emre Tutaşer ise içinde heyecan barındıran her öğretmenin kafasından geçenleri şöyle özetliyor: "Öğretmenlik bir meslek değil, gönül işi. Bunu öğretmen olan, öğretmenleri tanıyan herkes biliyor. Biz bunu çocuklarımız için, geleceğimiz için yapıyoruz ve yapmak zorundayız. Olaya böyle baktığınız zaman, zaten yenilikleri takip etmek zorunda olduğunuzu hissediyorsunuz. Bunun angarya değil, yemek yemek, su içmek gibi şart bir şey olduğunu kabul ediyor, arkasından gidiyorsunuz." |
|