EDİTÖRÜN NOTU: Engin Günaydın, "O hikayedeki mal benim" stand-up şovuyla şu sıralarda Anadolu turnesinde sahne sahne geziyor... Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız, Beyoğlu Orta Oyuncular sahnesindeki performansını kaçırmayın deriz. Siz bu satırları okurken yayından kaldırılmış olan NTV'deki canlı performansını da umarız izleme şansı bulmuşsunuzdur: "Talat Ali Durmaz'la Haber Bülteni"... Çünkü bu ikisini izleyene kadar Engin Günaydın'ın bizde bıraktığı lezzeti bir türlü tarif edemiyorduk. Zaga karakterlerinin ardından verdiği birkaç TV röportajından edindiğimiz izlenimlerle sahne performansını birleştirince, bu lezzeti açıklayacak bir isim düştü aklımıza: Andy Kaufman! Kısacık hayat hikayesini, Jim Carrey'nin yabana atılmayacak oyunculuğuyla, "Aydaki Adam" filminde izlediğimiz Andy Kaufman, herkesin damağına hitap etmeyen özel bir lezzet olarak tarihe geçti. Kısa ömrü benzemesin ama Engin Günaydın da umarız kendi "farklı" lezzetini yukarıda adı geçen iki çalışmasında olduğu gibi hep hissettirir... Bir fenomen olma yolunda giden Engin Günaydın'la röportaj yapma fikri, işte bu farklılıktan doğdu... Klişe söylemle, çok yoğun (ama gerçekten çok yoğun) programına rağmen, siz Microsoft.Life okuyucuları için, yazarımız Duygu Atay'a röportaj vermeyi kabul etti ve sorularımızı kendi tarzıyla cevapladı... Engin Günaydın'a teşekkür ediyoruz... 
www.engingunaydin.com 

| Tokatlı Andy Kaufman: Engin Günaydın |  |
O'nu önce, cahil cesaretli, köylü kurnazı, küçük hesapların adamı "Zabıta İrfan" karakteriyle "Bir Demet Tiyatro"da tanıdık... Kendisi çok "gıcık" bir kişilikti... Daha öğrencilik yıllarında yazıp çizmeye meraklıydı, kimi senaryo yazı ekiplerinde yer aldı, oyunlar yazdı... "Aşkım Aşkım", "Size Baba Diyebilir miyim?" gibi bir kaç sitcom projesinde göründü... Uğur Yücel'in ilk uzun metraj denemesi "Yazı-Tura"daki performansıyla oyunculuğunu konuşturdu, taktir topladı. Zaga'nın ara namelerinde şiveli ve tutuk haber sunucusu ve İngilizce öğretmeni olarak dikkat çekti... İçinde yer aldığı hemen hemen tüm projelerde yazarlık ve doğaçlama ruhunu da hizmete sundu... Popülerlik tanrısını yanına alması ve herkesin gönlünde taht kurması ise "Avrupa Yakası" ile oldu... Zabıta İrfan, ruhundan hiç bir şey kaybetmeden üniversite okumuş ve karşımıza insan kaynakları müdürü Burhan olarak çıkmıştı... Kendisi yine çok "gıcık" bir insan ve şu sıralarda küçük komplekslerimize ayna tutmakla meşgul... Diğer yaptığı işleri ise spotta yer alan "Editörün Notu" bölümünde, Özlem Özkan'ın kaleminden okumuş olmalısınız. İşte, Engin Günaydın hakkında Microsoft.Life ekibi olarak merak ettiklerimiz ve O'nun kendi tarzıyla verdiği yanıtlar... Siz okurken, lütfen hayal gücünüzü kullanın ve şivesini de hissetmeye çalışın! | | D.A. | Engin Günaydın son günlerin popüler yüzü. Sizi, Zabıta İrfan karakteri ile tanıdık, "Yazı ve Tura"da oyunculuğunuzu taktir ettik, Zaga'da çok eğlendik... "Avrupa Yakası"ndan sonra ise popülerlik tanrısını yanınıza aldınız, sizi tanımayan kalmadı... | | E.G. | Özellikle Avrupa Yakası'nı tercih ettim zaten. Komedi alanında popüler bir dizi, iyi izleyicisi var. Yaptığım işlerde hani en üzüldüğüm konu, yaptığım işlerin görülmüyor olması... Hani, rating, prime time, tuttu tutmadı, şuydu buydu... Bunlardan bunaldım ben. Onun için Avrupa Yakası'ndan böyle bir teklif gelince... Çok popüler de bir dizi... Hazır seyircisi olduğu için de yaptığım işin daha göz önünde olacağını düşündüm. Diğer işler zamanda eriyip gidiyor. Burada göz önündesiniz, çok kişi sizi görüyor.
| | D.A. | Sadece filmlerde oynamış olsaydınız bu kadar tanınmayacaktınız, değil mi? | | E.G. | Evet doğru. Aslında Türkiye'de iyi işleyen bir sektör değil. Yani çok kaliteli bir sürü insan bu sektörde mantığının sesini dinliyor, dizilerde tanınıyor. Bazı çok iyi yönetmenler dizi çekmeden karnını doyuramıyor. Mantık bu şekilde... Bu konularda çok seçici davranıyorum. Benim için film çok daha özel. Çok önemli yönetmenlerle çalışmayı daha doğru buluyorum. Zeki Demirkubuz ile Yazgı'da, Uğur Yücel ile Yazı-Tura'da çalıştım. Gora ise çok özenle yapılmış büyük bir prodüksiyondu, orada olup bunu da tatmak istedim.
Film konusunda seçiciyim. Yani dizi konusunda da seçiciyim tabii ama film daha özel bir yerde...
| | D.A. | İnsanların, TV'de gördükleri dizi yıldızlarını ya da medyatik isimleri görmek için sinema filmlerine gitmelerine ne diyorsun... | | E.G. | Allah'tan bu düşünce şimdilik iş yapmıyor. Yani bu düşüncenin iş yapması kadar kötü bir şey olamaz bence. O zaman sinema sektörü diye bir şey kalmaz. Neyse ki, bu tavır iş yapmıyor şimdilik. Sinemada başka arayışlar olması gerektiğini düşünüyorum. Bu tavır yaygınlaşırsa, kimse de arayış filan kalmaz...
Tabi tanınmış olmak, derdi olan bir filme gitmeyi sağlıyorsa bu iyi bir şey gibi görünüyor ama çok tehlikeli aslında...
| | D.A. | Türkiye'de yapılan sit-com dizileri nasıl buluyorsunuz? | | E.G. | Türkiye'de aslında sit-com çok doğru yapılmıyor. Yani Türkiye'deki algılayışa göre uygulanıyor. Süre olarak, çatı olarak, drama olarak sit-com'un çıktığı topraklardakinden çok daha farklılar. Hani böyle şeylere reklamcılar karar veriyor; süresi şu kadar olsun, 10:00'dan sonra seyirci çekmez filan diye. Şu anda sit-com hakkında ilgimi çeken tek konu; üç kamerayla ve sesli çekilmesi. Türkiye'de neredeyse her şey sessiz çekiliyor. Bu korkunç bir durum. Yani dünyada yok böyle bir şey. Dünya başka bir yere doğru gidiyor, biz başka bir yere gidiyoruz. Sadece çalışması rahat diye sit-com'u tercih ediyorum. Dış mekanın zorluğu malum. Alacakaranlık'ta oynadım ben. Sabah 4:00-5:00 gibi bitiyordu çekimler, öğlen 11:00'de 12:00'de tekrar başlıyorduk. Özel hayatım kalmıyordu.
| | D.A. | NTV'den kaldırılan programınıza gelelim. Bu,Talat Ali Durmaz adlı ancorman tarafından sunulan bir haber programı idi... Gazetelerde, NTV'nin büyük transferi diye okuduk, bazıları bunu gerçek zannetti... Hatta sokaktaki adama sormuşlar, biliriz iyi habercidir, severiz kendilerini demiş... | | E.G. | NTV bir haber kanalı olduğu için haber formatında olması ve duyurularının da bu şekilde dikkat çekmesi hedeflenmişti. Onun için Talat Ali Durmaz adında bir anchorman tipiyle başladık. Aslında bu bir komedi programıydı ama doğaçlamaya çok yer bırakıyordu. Seyircide ciddi mi komedi mi kuşkusu yaratıyordu biraz. Benim için önemli olan, bunun bir performans alanı olmasıydı. Kuracağımız tiyatro için, ön hazırlık gibi... O tiyatronun bir bakış alanı, bir kimliği, bir penceresi olması için iyi bir yerdi aslında NTV. Sadece benim değil, diğer oyuncuların da performanslarını gösterecekleri başka bir alan yok. NTV'deki program böyle bir alanı ortaya çıkartacaktı. Ama işler istediğimiz gibi ilerlemedi ve bitirdik.
| | D.A. | Gelelim stand-up gösterinize... Siz, bir anlatı geleneğini, belki meddahlığı sürdürmek istiyorsunuz. Yapmak istediğinize ulaştınız mı? Seyirci yapmak istediğinizi anlıyor mu? | | E.G. | Bu gösteri çok iyi oldu aslında. Bana yapacağım projeler konusunda güven verdi. Ben dünyayı tarif ediyorum burada. Benim anladığım stand-up, hayatla ilgili gözlemlerin aktarıldığı bir alan olmasıdır. Seyirci bu konuda hiç yabancılık çekmedi... Sanki bunu bekliyor gibi davrandı. Yani çok iyi gidiyor... Tahminimden çok daha iyi...
| | D.A. | Stand-up gösterinizdeki karakter için "kuyruğun en arkasında duran adam" diyorsunuz. Seyirciler sizi "Allahtan ben o durumda değilim" diye mi izliyorlar yoksa kendilerinin de o durumda olduklarının farkındalar mı? | | E.G. | Zaten seyirci bu kuyruğun sonundaki insan. Türkiye'de kuyruğun önünde çok çok az insan var. Seyirci, kuyruğun önündeki insanlardan da pek hoşlanmıyor. En azından bu gösteri kuyruğun arkasında olanlar için... Onlar gelsinler. Çok sevdiğim insan tayfası onlar...
| | D.A. | Genelde doğaçlama oynuyorsunuz ama belli temalarınız var değil mi? | | E.G. | Seyirci her gün başka bir psikolojiyle geliyor. Çünkü sosyal hayatları problemli, gergin oluyorlar. Bu gerginlik bana da geçiyor... Nasıl geleceklerini bilmediğim için önceden neyi, nasıl anlatacağımı da bilemiyorum. Sonra seyirci ile ortak bir zemin oluşturuyoruz, ortak bir dil buluyoruz; sonra oynamaya başlıyorum.
| | D.A. | O zaman bu alıştığımız metinlerden epey farklı... | | E.G. | Evet tabii, yani seyirciye tak tak sözleri sıralayıp, ondan sonra hadi eyvallah demiyorum. Onlara; "Yaşadığınız her şeyi yeniden anlatıyorum" diyorum. Birlikte bir gerçek oluşturuyoruz ve bu gerçek bize ait oluyor.
| | D.A. | Yani, bu tip gösterilerde sıkça kullanılan, seyirciye ağzının payını vermek gibi bir düşünceniz yok... | | E.G. | Yani benim için yaptığım işe para ödeyip gelmeleri çok önemli, bunu çok değerli buluyorum. Onun için böyle davranmam mümkün değil... Kuyruğun sonundaki kişi böyle davranamaz ki zaten!
| | D.A. | TV'den ve bu gösteriden elde ettiğiniz gelirle bir tiyatro açmak istiyorsunuz. Sanırım ilk oyununuz da kendi yazdığınız "Hücreler" olacak. Bu proje ne durumda? | | E.G. | Ön hazırlıklarına başladık. "Hücreler"in kostümü, aksesuarı, dekoru çok önemli. Kostümler çizildi bile. Aktörler zaten bununla ilgili bir sene öncesinden senaryolarını aldılar, çalışmalarına başladılar. Sadece sunum tarihi ve yer eksik. Salon için alternatifleri düşünüyoruz. Kendi tiyatromuzu kurarken önce küçük bir salonda sistemimizi oluşturup, sonra büyük salona geçmeyi düşünüyorum. "Hücreler" küçük salonda oynayacak, büyük salon ise gösteri merkezi olacak. Ama çok büyük, seyircinin sahne ile ilişkisi olmayan bir salon da istemiyorum. Locaları olan, Ankara'daki Opera gibi, İstanbul'daki Ses Tiyatrosu gibi estetik açıdan mükemmel bir tiyatro özlüyorum.
| | D.A. | Bir röportajınızda en beğendiğiniz aktörün Peter Sellers olduğunu söylemişsiniz. Kendinizle onun canlandırdığı karakterler arasında bir paralellik görüyor musunuz? | | E.G. | Peter Sellers'ı insan olarak çok ilginç buluyorum. Oyunculuğa bakışını da çok seviyorum. O zamanı tekrar eden değil, zamanı yaşayan, doğaçlama oynayan bir oyuncu... Bu tarafını çok seviyorum ve kendime yakın buluyorum.
| | D.A. | Zaga'da çok çeşitli tipleriniz vardı ama genelde tümünü aynı karakter özellikleri betimliyordu. "Ne iş olsa yaparım abi" mantığıyla hiç anlamadığı işlere soyunan biri. Ama pes etmeyen bir yapısı da var. Bu tipleri Okan Bayülgen'le birlikte mi tasarlıyordunuz? | | E.G. | Tipleri Okan Bayülgen'le birlikte çıkartıyorduk. Önce bir konu belirliyorduk. Sonra o konunun üstüne bir zaman, bir gerçek yaratıyorduk, sonra o gerçeğin içine ikimiz de dalıyorduk. O skeç, o gerçeğin skeçi oluyordu.
Bir şeyi becerememek... Bu bir şeyi becerememek, zaten stand-up'ın doğasında var. İlgimi çeken bir programda, bir yarışmada görmüştüm... Birisi diyor ki, "Bende çok önemli bir şey var!"... Jüri soruyor: "Ne var? Oyunculuk mu, şarkıcılık mı, resim mi... Ne var?", "Bilmiyorum" diyor adam. "Bir gün birisi bunu görecek, ne olduğunu bilmiyorum" diyor, onun gibi işte...
| | D.A. | Bu skeçler Okan Bayülgen'in programında devam edecek mi? | | E.G. | Okan Zaga'yı bitirdi. Şimdi Televizyon Makinası diye bir program yapıyor. Orada yer alacağımı sanmıyorum. Televizyondaki işlerle stand-up gösterime seyirci taşımak istiyorum. Bu şekilde para kazanıp, tiyatroya yönelmeyi hedefliyorum. Umarım, o zaman televizyon bu kadar ağırlıklı olmayacak.
| | D.A. | Oynadığınız karakterler birbirinden farklılık gösteriyor. En çok hangi dizideki karakteri severek oynadınız? | | E.G. | "Size Baba Diyebilir miyim?" deki Mahir'e bayılıyorum. Çünkü Mahir karakterinin yaratıcısı bendim. Mahir'in kostümünden dış görünüşüne, ruh dünyasına kadar hepsi benimdi. Senaristle bu konuda uzlaşmıştık, sadece Mahir bölümlerini ben yazıyordum. Bu yüzden karaktere çok hakimdim. Hakim olduğum için de çok seviyordum. Bu arada, Mahir ruh hastasıydı....
| | D.A. | Filmlerde genellikle şiveli roller oynuyorsunuz. Ailenizle de şiveli konuştuğunuzu söylüyorsunuz... Nereden geliyor bu şive? | | E.G. | Tokat'ın şivesi ama Türkiye'nin yüzde 80'i bu şiveyi konuşuyor zaten. İç Anadolu, Kayseri, Amasya, Sivas, Erzincan... Geniş bir alan... Yani Tokat'ın şivesi Türkiye'nin şivesine benzer. Annemle sanat konuşmuyoruz tabii, günlük konuşmalar olunca rahat konuşuluyor, evdekilerle bayağı koyu bir şiveyle konuşurum.
| | D.A. | Hacettepe Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü çıkışlısınız. Okulun size bir şeyler öğrettiğine inanıyor musunuz? | | E.G. | Okulla ilgili bir sürü sorunum oldu. Mesela öğrendiklerimi uzun süre üzerimden atamadım! Sahnede süslü durmayı öğrettiler örneğin, sonra başıma bela oldu. Ama okul bana tekniği, atmosferi gösterdi. Yanlış da, doğru da olsa, mesleği öğretti. Okulun önemine inanıyorum.
| | D.A. | Şimdiye kadar sizi sahnede bir oyunda hiç görmedik. İçinde olmak istediğiniz bir tiyatro gurubu ya da oyun yok mu? | | E.G. | Aslında gruplar da dağıldı, eskiden tiyatronun çok tutulduğu dönemlerde gruplar vardı. Özel tiyatrolar çok iyiydi. Ben o döneme denk gelemedim. Herkes yoruldu artık, tiyatro sahipleri de yoruldu. Artık yeni projeler için takatleri yok. Salonlar bakımsız hale gelmeye başladı. Ben de böyle bir durumda tiyatro yapmak istemedim. Bütün hedefim, her şeyi yeniden gözden geçirmek, tiyatronun pencerelerini açmak. Ondan sonrası da zaten elektriktir... Oyuncular bunu çok sever, böyle oyunlar olduğu sürece tiyatro çok zevkli. Örneğin "kafesten bir kuş uçtu" oyunu var. Onun oynanmasını çok istiyorum. Bunun için uygun bir kadro da var.
| | D.A. | Sizde başka türlü, alışılmadık bir doğallık var. Charlie Chaplin'in de seyirciyle bu kadar empati kurmasının temeli bu. Bu özelliğinizi bilinçli olarak mı ön plana çıkarıyorsunuz yoksa kendiliğinden mi oluştu? | | E.G. | Ne demek istediğinizi biliyorum! Ben zaten hayatta hiç becerikli olmadım. Sağa sola çarpan bir tipim. Bir yere çarparım, haberim olmaz, oram buram kanar. Becerikli filan değilim ama kimse de o kadar becerikli değil yani. Ben yaşadığım bu bölgeyi tarif etmek istiyorum. Bunu da isteyerek, bilinçle, akıllıca ön plana çıkarıyorum. Tipi çok iyi düşündüm. Kafam çok iyi çalışıyor. Bu işi yapanlar, önceden planlanmış olarak komedi yapıyorlar, bende öyle bir şey yok. Herkes kendini başka göstermek istiyor, bunu anlayabiliyorum. Resim çizmek peşine düşüyorlar. Oysa ortada bir hayat var. Neden onu olduğu gibi göstermiyorsun?
Televizyonda böyle yapay hayatlar var. Seyirci bunları olması gereken zannedip gerçek hayatı kaçırıyor. Onun için ben olabildiğince TV'den uzaklaşıp, birikimlerimi, gözlemlerimi tiyatroya aktarmak istiyorum. Bir aşçı olsaydım lokanta açmak isterdim. Tiyatrocu olduğum için de tiyatro açmak istiyorum! Tiyatromu kurduktan sonra sakinleşeceğim, kendimi daha iyi hissedeceğim. Hayatı olduğu gibi göstermeye devam edeceğim ama...
|
|